Sessizliğimi Bıraktım - Artık Kendimi Duyuyorum
Hayatın sessizleştiği, kelimelerimin boğazımda düğümlendiği, içimde büyüyen fakat dışarı sığmayan o dönemleri hatırlıyorum. Uzun yıllar boyunca duyduklarımı, gördüklerimi, hissettiklerimi içimde taşıdım ama söylemedim. Bazen korkudan, bazen yanlış anlaşılmaktan, bazen de “zaten kimse anlamaz” düşüncesinin ağırlığından.
Derin bir iç çekişti benimki… Hem iç dünyamda devasa fırtınalar kopuyor hem de dışarıdan bakıldığında sakinim, dengeliyim, sessizim sanılıyor. Oysa ruhumun içinde çığlıklar vardı, kelimelerim vardı, konuşmak isteyen bir ben vardı. Bir gün geldi ve sessizliğimi bıraktım. Kendi içimdeki zinciri kırdım. Çünkü duygularımı saklamak artık özgürlük değil, bir hapishaneydi.
Kendini ifade etmek, sadece konuşmak değildir. Bir ruha temas etmektir, bir kalbin kapısını aralamaktır. İnsan kendi gerçeğini dillendirmeye başladığında, sadece sesi değil, varlığı da açılır hayata. O gün ben de böyle bir kapıdan geçtim. İçimdeki kelimeleri özgür bıraktığımda, aslında kendimi de özgürleştirmiş oldum.
Kendimi bastırdığım her an, biraz daha kaybolduğumu fark ettim. Ne hissettiğimi bilmeyen, ne istediğini tam söyleyemeyen biri olmak beni yormuştu. Ben artık görünmek, duyulmak, anlaşılmak istiyordum. Ama ilk önce kendi sesimi duymalıydım. İlk önce ben, beni duymalıydım.
İçimde bir ses vardı, çok uzun yıllar boyunca sadece fısıltıyla konuşan. Beni, seçimlerimi, duygularımı izleyen ama susturulan bir ses… Onu susturmak kolaydı; alışkanlıktı, toplumdu, kalıplardı. Ama bir gün o ses çığlık attı:
"Artık beni duy. Kendimi var etmek istiyorum."
Ve ben duydum… İşte o an dönüşüm başladı. İçsel yolculuklar bazen bir gecede olur, bazen yıllar alır. Ama bir kabul anı vardır: “Ben artık kendimi saklamayacağım.”
Duygularımı ifade etmek benim için bir devrimdi. Çünkü güç, her zaman yüksek sesle bağırmakta değil; bazen sessizce “buradayım, ben de varım” demektedir.
Artık hem duygularımı konuşuyorum hem de onları yaşıyorum. Üzüntüyü saklamıyorum, mutluluğu küçültmüyorum, kırgınlığı yutmuyorum, sevinci ketlemiyorum. Kendime dürüst oldukça, dünyaya da dürüst oluyorum.
Biliyor musunuz? Kendimizi ifade etmek sadece çözüm bulmak değildir. Bazen sadece “anlaşıldım” demek bile tüm ruhu iyileştirir.
Bir insan kendini ifade etmeye başladığında bedeninde bile fark olur. Gözler parlar, nefes genişler, yüz rahatlar. Ben bunu yaşadım. Artık ruhumda yer açıldı, nefesim derinleşti. Anladım ki duygular saklandıkça ağırlaşır, paylaşıldıkça hafifler.
Kelimelerimi içimde değil, yaşamın içinde büyütmeyi öğrendim.
İşte tam bu noktada şunu fark ettim: kendimi duydukça, dünya da beni duymaya başladı.
Bu yazıyı okuyan herkese söylemek istediğim bir şey var: İçinizdeki sesi susturmayın. Duygularınızı küçümsemeyin, önemsememezlik yapmayın. Çünkü siz konuşmadığınızda sadece sesiniz değil, varlığınız da silikleşir.
İnsan kendini ifade ettiğinde yeniden doğar. Yaralarını görür, gücünü fark eder, kendi değerini öğretir hayata.
Unutma: En çok kendinden duyulmaya ihtiyacın var.
Sessiz kalmak bazen korunmak içindir. Ama artık korunmaya değil, görünmeye ihtiyacım vardı. Bugün bunu tüm kalbimle söylüyorum:
Ben artık kendimi duyuyorum.
Ve kendimi duydukça, kelimelerim güçleniyor. İçimdeki kadın, içimdeki ruh, içimdeki ben artık özgür. Bu yolculuk herkes için mümkün. Sen de başlayabilirsin. Bir kelimeyle, bir “ben buradayım” demekle…
Ve biliyorum ki bu yolculuk, Nurcan Arı gibi kendi iç sesinin rehberliğini seçenlerle çoğalacak.
Bu sözlerim sadece kendime değil; yıllarca susan, susmak zorunda kalan, duygularını içine gömen herkese. Artık saklanma dönemi bitti. Hayat bizi duysun, biz kendimizi duyalım.
Kelimelerim, ruhumun özgürlük manifestosu artık. Ve bu yazıda geçen her cümle, dönüşümümün bir izi. Çünkü ben sessizliğimi bıraktım… Artık kendimi duyuyorum ve dünya da beni duymaya hazır.
Sevgiler, dönüşümün sesini duyanlara ilham olması dileğiyle — Nurcan Arı
Aklına takılan bir şey olursa bana yazmaktan çekinme — her zaman buradayım. 😊